14 Ocak 2010 Perşembe

When I'm sad, I stop being sad and be awesome instead.

Neden boş insanlar hep kendilerini en dolu, en süper sanıyorlar?
Ben de mi böyleyim, ya da böyle olacağım?

Neden ait olduğum yerde değilim lan? Kim bunun sorumlusu? Gelecek ne getirecek?

+ Neden Scrubs gibi değil hayat? Tıp mı okusaydım lan?

Süre: Sonsuz. Ahan da başladı.

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Yıldızlar


Yıldızları en son ne zaman bu kadar net görebildim hatırlamıyorum. Özlemişim.
Şunu da öğrendim ki Çeşme'ye gelirken KGS gişeleri ücretsizmiş. Keşke öğrenmeseymişim. Yanında eşi ve yeni doğmuş bebeğiyle bilet almaya giden biri, araba kazası sonucu yaşamını yitirmiş. Acı olan şu ki zaten gişe araç olmadan bilet vermiyormuş ve ileride 1.75 tl'ye gişeden geçilebiliyormuş. Tek kelimeyle yazık.
Bunun dışında burada çeşit çeşit insanları gözlemleme fırsatı buluyorum. Delisi, akıllısı, iyi niyetlisi, kötü niyetlisi.. Her çeşit var. Daha da ilgimi çeken insanlar hiç bir şey demese, hiç bir şey yapmasa bile nasıl biri olduğunu anlamak için bir kaç saniye yetiyor. Herkesin kendi hikayesi, amaçları, düşünceleri var.. Dünyada milyonlarca farklı insan olduğunu düşünmek huzur verici, birileri mutlaka seninle aynı hedefleri, düşünceleri, özellikleri paylaşıyor. Yalnız olma ihtimalin yok..
Fark ettim ki tatil evde geçirmek için de uygun, denizi, yıldızları, en küçük detayları bile seviyorum. Kendime dönmek hoşuma gidiyor. Kim bilir daha fark edilecek kaç detay var.
Burada sıkılmamak için çok az şeye ihtiyacım var, günün birinde yerli yerine oturacak ve buralara ait kalacağım sanırım.


PS: manyak fotoğraflar çektim(diye umuyorum).

28 Temmuz 2009 Salı

Çeşme..


Bugün deli gibi rüzgar var her yerde..Ne doğru düzgün denize girebildim, ne de fotoğraf çekebildim. Yine de gecenin şu saatinde bu rüzgar, bu deniz, bu ağaçlar..İnsanı daha fazla huzur dolduran bir şey yok..


Ankara'ya gitsem burada yaptığımdan daha fazla bir şey yapmayacağım. İşim yok, gücüm yok, belki biraz dışarı çıkarım, belki oyun oynarım...Yine de kendime bu kadar dönemem herhalde. Olanı biteni, geçmişi geleceği daha rahat düşünemem.


Herkes huzuru sevdiği şeylerle birlikte olmak olarak tanımlasa da bence tam tersi, sevmediğin şeylerle karşılaşmak zorunda olmamak. Trafik, gürültü, gereksiz tartışmalar..Sevdiğim bir kaç kişi burada olsa sonsuza dek burada yaşayabilirim. Gereksiz tartışmalar, başkalarının ne düşündüğünü önemsemeler, onca yol katlanmak yok, gerginlik yok, her şey sakin..Değişim yok. Arkadaşlarımı özlemiyor değilim, ama burada bambaşka bir hayat var. 90 yaşında olmasına rağmen geldiğimiz ilk gün rakı ikram eden Necdet amca, Çeşme'de rastgele yer soran CLK sahibi, hayatımda gördüğüm tartışmasız en güzel kız, herkesin öve öve bitiremediği Dost Pide, niceleri..


Ne kadar çok fotoğraf çekersem çekeyim burada renklerin güzelliği bitmiyor, onlarca çeşit turuncu gördüm, dış güzelliğin ötesinde bir çok insanın içinde iyilik olduğunu tanımadan görebildim, kimse beni bir şey zorlamadan gezdim, tozdum. Çeşme Kalesi'nde bastığım topraklarda ölen binlerce insanı düşündüm, iki adım ötede cıvıl cıvıl caddeyi gezdim.


Burada tanıdığım, sevdiğim bir kaç insan olmasının tabi ki zararı olmazdı ama böyle de kötü demek bu güzelliğe haksızlık olur. Bir kaç kafa dengi insanla stressiz, huzurlu yaşanacak güzellikte bir yer burası. Ne bileyim, bir çok arkadaşımın burada olması açık ve net bir şekilde buraya renk katardı.


Şimdi düşünüyorum, belki 1 ay sonra tamamen bambaşka bir çevreyle başka bir şehirde işe başlayacağım, 1 yıl sonra başka bir ülkeye gideceğim, 10 yıl sonra belki bu hayatta bile olmayacağım. Bütün bu güzellikler varken geleceği düşünmek, mucizeleri görmezden gelmek o kadar zor ki..


Bazı şeyler daha iyi, bazı şeyler daha kötü olabilirdi ama biliyorum ki her şey eninde sonunda olacağına varıyor. Beraber olmam gerek insanların yanında oluyorum, karşılaşmam gereken engellerle karşılaşıyorum ve şu an olduğum adam oluyorum. Keşke'lerim çok. İşte burada o keşke'lere yer yok, hiç bir şey yapmak zorunda değilim. Oyuncu değil, seyirci oluyorum.


İşte her böyle olsa, ben herkesi eşit sevsem, herkes beni diğerleri ile eşit sevse, aklımı yaratırken kullansam, düşünmesem, dert etmesem, insanlar benim veya başkalarının sevgisini sorgulamasa, kendimi sorgulamasam..Şarabı şişeden içsem, meyveyi dalından koparıp yesem, ait olduğum yere dönsem.


Arkadaşlarım karşımda duran incir ağacı gibi olsa-ki bir çoğu da öyle-. Bana varlıklarını karşılıksız hissettirseler, sorgulamadan..

15 Haziran 2009 Pazartesi

Temmuz gelir geçerken..


Değişimler can yakar. Hemen hemen hepsi.
Dört yıl önce B112'de sosyoloji dersine girdiğimi çok net hatırlıyorum. Dört yıllık lise bitmişti, pek fazla tanıdığım yoktu, dertlerimi kime anlatacağımı, neler paylaşacağımı düşünüyordum. Tamamen yabancı olduğum, eskilerden kimsenin olmadığı bir ortamdaydım resmen. Zaten kolay kolay ısınamadığım için yeni şeylere, ilk yıl ev-okul düzleminde geçti. Ne içimden yapacak bir şeyler geldi, ne de geldiği zaman yaptım.
İkinci sınıf rezaletti. Toparlayamadığım biri sürü şey ile upuzun bir yıl. Yavaş yavaş yeni insanlarla tanışmaya başladığım zamanlar. Farkında olmadan zar zor hayatımı düzene soktuğum zamanlar.
Üç ve dördüncü sınıf da aynıydı aşağı yukarı. Pek de yeni bir şey yok. Başarı grafiğim arttı, ilginç oldu. Ahan da grafik: 2.91, 2.69, 1.48, 2.1, 2.6, 2.9, 3.45, 3.17.
Şimdi ise bambaşka. Her şey yine yeniden başlıyor. Büyük ihtimalle başka şehirler, insanlar, ülkeler belki de..Yeniden bulunduğum yere veda etmem gerekirse tereddüt bile etmeyeceğim. Eskisinden daha fazla seveceğim, daha iyi anlaşacağım, daha fazla şey başaracağım. Her şeyin olacağına varacağını çok iyi biliyorum. Öyle ya da böyle bir fark yaratacağım.
Bilinmezlik bazen güzel şey..

22 Şubat 2009 Pazar

Nefret Ettiklerim Vol 1


Bunu korkunç bir bacak ağrısıyla yazdığım için yorgunum, sinirliyim, uykusuzum ama kedi gibi bir insanım. Başlıyorum:

Ağrılar: Vücudumun verdiği alamlardan nefret ediyorum. Diş, baş, kas her türlüsünden. Duygusal acıların ne kadar hafif olduğunu anlatması açısından iyi ama yürüyememek? Yemek yiyememek? Uyuyamamak? Yok artık.

Üçüncü kişilere bir şey ifade etmeyen şeyler yazan narsistler: Büyüyün, romantik dizeleriniz, hikayeleriniz, garip tanımlarınız ilgimi çekmiyor. Bunu ben bile atlattım lan. Ya da çok erken olgunlaştım bilemiyorum. Bu insanlar kafamı camda parçalama isteği uyandırıyor.

Az kişili sınıflar: Harbi, 5 kişi oturmuş kafede oturuyoruz sanki. Sınıf dediğin kalabalık, ciddi olur. O ne lan öyle okey oynar gibi? Hiç tasvip etmiyorum. Bari harbiden okey oynasak lan.

Sol şeriti meşgul edenler: Bu şerit hızı ve IQ'su 100+ olanlar içindir. Lütfen boşu boşuna meşgul etmeyin, küfür ettirmeyin.
8.40 dersleri: Sıcacık yataktan çık, okula git, sonra derse gir. Hoca uyumana izin vermiyorsa bütün günün uykulu geçsin.
boş günler: Sıcacık yataktan çıkma, bütün günü boşuna harca. Gece geç yat, ertesi günün uykulu geçsin.

7/24 kız ve futbol muhabbeti: ...Denge şart.

32423432 arkadaşı olan insanlar: Harbiden bu mümkün mü ya? Yolda gördüğün her 4 kişiden 8'inin arkadaşın olması demek ağzının sürekli açık durup selam vermen gerek. Bu kişiler acaba kasede mi kaydediyor, bilemiyorum. İlginç. Gerçi düşününce zevkli olabilir. Beni aşar bu her neyse.

iddaa: İstatistik biliminin işe yaramadığının en güzel kanıtlarından biri bu.

Fransa ve alakalı her şey: İrrite edici insanlar bunlar. Eminim bir gün Almanlar dellenip istila edecekler bu ülkeyi, Paris'te patates kızartmasıyla bira içeceğiz.

Bloody Mary: Harbiden bunu beğenenler var. Patlıcanlı falan yapsak öyle de içecekler. Anne eli değmiş gibi..

Eh, hepsinden öte kendimi sevmiyorum pek sanırım, üstteki liste de böyle çıkıyor. En azından zevkli. Muhtemelen diğer yazım çiçekler böcekler üzerine olacak. Bu liste şimdilik tu be kontiyuud..

18 Şubat 2009 Çarşamba

Don't Quit

When things go wrong, as they sometimes will,
When the road you're trudging seems all uphill,
When the funds are low and the debts are high,
And you want to smile, but you have to sigh,
When care is pressing you down a bit,
Rest, if you must, but don't you quit.

Life is queer with its twists and turns,
As every one of us sometimes learns,
And many a failure turns about,
When he might have won had he stuck it out;
Don't give up though the pace seems slow--
You may succeed with another blow.

Often the goal is nearer than,
It seems to a faint and faltering man,
Often the struggler has given up,
When he might have captured the victor's cup,
And he learned too late when the night slipped down,
How close he was to the golden crown.

Success is failure turned inside out--
The silver tint of the clouds of doubt,
And you never can tell how close you are,
It may be near when it seems so far,
So stick to the fight when you're hardest hit--
It's when things seem worst that you must not quit.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Öyleyken Böyle


Çarşamba sabahına kadar standby'a alıyorum kendimi. Ve sanırım uzun zaman sonra ilk defa bu kadar içten bir şeyler diliyorum.

Tuttum dileğimi, sayıyorum sonsuzdan geri...