
29 Temmuz 2009 Çarşamba
Yıldızlar

28 Temmuz 2009 Salı
Çeşme..

15 Haziran 2009 Pazartesi
Temmuz gelir geçerken..

Değişimler can yakar. Hemen hemen hepsi.
22 Şubat 2009 Pazar
Nefret Ettiklerim Vol 1

Bunu korkunç bir bacak ağrısıyla yazdığım için yorgunum, sinirliyim, uykusuzum ama kedi gibi bir insanım. Başlıyorum:
Ağrılar: Vücudumun verdiği alamlardan nefret ediyorum. Diş, baş, kas her türlüsünden. Duygusal acıların ne kadar hafif olduğunu anlatması açısından iyi ama yürüyememek? Yemek yiyememek? Uyuyamamak? Yok artık.
Üçüncü kişilere bir şey ifade etmeyen şeyler yazan narsistler: Büyüyün, romantik dizeleriniz, hikayeleriniz, garip tanımlarınız ilgimi çekmiyor. Bunu ben bile atlattım lan. Ya da çok erken olgunlaştım bilemiyorum. Bu insanlar kafamı camda parçalama isteği uyandırıyor.
Az kişili sınıflar: Harbi, 5 kişi oturmuş kafede oturuyoruz sanki. Sınıf dediğin kalabalık, ciddi olur. O ne lan öyle okey oynar gibi? Hiç tasvip etmiyorum. Bari harbiden okey oynasak lan.
Sol şeriti meşgul edenler: Bu şerit hızı ve IQ'su 100+ olanlar içindir. Lütfen boşu boşuna meşgul etmeyin, küfür ettirmeyin.
8.40 dersleri: Sıcacık yataktan çık, okula git, sonra derse gir. Hoca uyumana izin vermiyorsa bütün günün uykulu geçsin.
boş günler: Sıcacık yataktan çıkma, bütün günü boşuna harca. Gece geç yat, ertesi günün uykulu geçsin.
7/24 kız ve futbol muhabbeti: ...Denge şart.
32423432 arkadaşı olan insanlar: Harbiden bu mümkün mü ya? Yolda gördüğün her 4 kişiden 8'inin arkadaşın olması demek ağzının sürekli açık durup selam vermen gerek. Bu kişiler acaba kasede mi kaydediyor, bilemiyorum. İlginç. Gerçi düşününce zevkli olabilir. Beni aşar bu her neyse.
iddaa: İstatistik biliminin işe yaramadığının en güzel kanıtlarından biri bu.
Fransa ve alakalı her şey: İrrite edici insanlar bunlar. Eminim bir gün Almanlar dellenip istila edecekler bu ülkeyi, Paris'te patates kızartmasıyla bira içeceğiz.
Bloody Mary: Harbiden bunu beğenenler var. Patlıcanlı falan yapsak öyle de içecekler. Anne eli değmiş gibi..
Eh, hepsinden öte kendimi sevmiyorum pek sanırım, üstteki liste de böyle çıkıyor. En azından zevkli. Muhtemelen diğer yazım çiçekler böcekler üzerine olacak. Bu liste şimdilik tu be kontiyuud..
18 Şubat 2009 Çarşamba
Don't Quit
When things go wrong, as they sometimes will,
When the road you're trudging seems all uphill,
When the funds are low and the debts are high,
And you want to smile, but you have to sigh,
When care is pressing you down a bit,
Rest, if you must, but don't you quit.
Life is queer with its twists and turns,
As every one of us sometimes learns,
And many a failure turns about,
When he might have won had he stuck it out;
Don't give up though the pace seems slow--
You may succeed with another blow.
Often the goal is nearer than,
It seems to a faint and faltering man,
Often the struggler has given up,
When he might have captured the victor's cup,
And he learned too late when the night slipped down,
How close he was to the golden crown.
Success is failure turned inside out--
The silver tint of the clouds of doubt,
And you never can tell how close you are,
It may be near when it seems so far,
So stick to the fight when you're hardest hit--
It's when things seem worst that you must not quit.
16 Şubat 2009 Pazartesi
Öyleyken Böyle
15 Şubat 2009 Pazar
Climax
Hayatta bazen öyle bir nokta geliyor ki her şey üst üste biniyor. Okul, arkadaşlar, gelecek kaygısı, yapılacak işler, düşünceler. Çözüm veya en azından bir hareket bekleyen her şey.Sanırım ben de şu an bu noktadayım. Harekete geçme vaktim gelmiş gibi. Enerjim tükense de hissediyorum yapmam gerekenleri. Her şeyi teker teker aradan çıkartmam gerektiğini.
Biri bana problemini anlattığında tepkim çözümün kolay olduğudur. Harbi öyledir ama. Ben aynı problemle karşılaştığımda ise çok zor gelir. Ya dünyadaki problemlerimiz gerçekten kolay, ya da dışarıdan kolay olduğunu görüp içeriden göremiyoruz. Umarım ilki doğrudur, çünkü kendimi ite kaka doğru yola sokma vaktim gelmiş gibi. İlk adımı neyle atacağımı bilmiyorum yine de. Uzaklara gitsem bir süre, yeni insanlara tanışsam. Hiç biri olmadı okuldakilerle tanışsam!(Yazar burada yukarıdakine seslenmiş)
PS. lustral, concerta.
13 Şubat 2009 Cuma
12 Şubat 2009 Perşembe
Hasretinden Prangalar Eskittim ve Penaltıların Kaderi

Şiiri güzeldir Ahmed Arif'in. Ama daha güzel de bir hikayesi vardır.
Cemal Süreya ve Mehmet Fuat diğer edebiyatçılarla maç yapmaktadır. Cemal Süreya Mehmet Fuat'a "Elimde güzel bir dosya var, iyi bir şair bunu bas." der. Mehmet Fuat hayır dediğinde der ki; üç penaltıyı da atarsam bu kitabı basarsın. Anlaşırlar. Cemal Süreya üç penaltıyı da atar fakar mehmet fuat kitabı basmaz. Bir kaç yıl sonra kitap başka biri tarafından basılır, kitap da tahmin ettiğiniz gibi "Hasretinden Prangalar Eskittim".
Bu aralar pek bir kaderciyim. Boş vermiş durumdayım olan biteni. Tepkisiz bir hayat sürüyorum. Enerjimi depoluyorum bir nevi. Nelerin yanlış olduğunu ben bulamadım, belki başka birileri çözer diye medet ummaktayım. Zaman gösterecek.
Bir de Hayyam koyayım bari:
dünya üç beş bilgisizin elinde;
onlarca her bilgi kendilerinde.
üzülme eşek eşeği beğenir:
hayır var sana kötü demelerinde.
11 Şubat 2009 Çarşamba
I've Learned
Sevdiğim bir şiirdir kendileri. Üniversite 1'e dayanır tanışıklığımız. Muhtemelen daha önce okumuşsunuzdur ama yine de paylaşayım.. I've learned -
that you cannot make someone love you.
All you can do is
be someone who can be loved.
The rest is up to them.
I've learned -
that no matter how much I care,
some people just don't care back.
I've learned -
that it takes years to build up trust,
and only seconds to destroy it.
I've learned -
that it's not what you have in your life
I've learned -
that you can get by on charm
for about fifteen minutes.
After that, you'd better know something.
I've learned -
that you shouldn't compare
yourself to the best others can do
but to the best you can do.
I've learned -
that it's not what happens to people
that's important. It's what they do about it.
I've learned -
that no matter how thin you slice it,
there are always two sides.
I've learned -
that it's taking me a long time
to become the person I want to be
I've learned -
that it's a lot easier
to react than it is to think.
I've learned -
that you should always leave
loved ones with loving words.
It may be the last time you see them.
I've learned -
that you can keep going
long after you think you can't.
I've learned -
that we are responsible for what we do,
no matter how we feel.
I've learned -
that either you control your attitude
or it controls you.
I've learned -
that heroes are the people
who do what has to be done
when it needs to be done,
regardless of the consequences.
I've learned -
that learning to forgive takes practice.
I've learned -
that there are people who love you dearly,
but just don't know how to show it.
I've learned -
that money is a lousy way of keeping score.
I've learned -
that my best friend and I can do anything
or nothing and have the best time.
I've learned -
that sometimes the people you expect
to kick you when you're down
will be the ones to help you get back up.
I've learned -
that true friendship continues to grow,
even over the longest distance.
Same goes for true love.
I've learned -
that just because someone doesn't love you
the way you want them to doesn't mean
they don't love you with all they have.
I've learned -
that maturity has more to do with
what types of experiences you've had
and what you've learned from them
and less to do with how many
birthdays you've celebrated.
I've learned -
that you should never tell a child
their dreams are unlikely or outlandish.
Few things are more humiliating, and
what a tragedy it would be
if they believed it.
I've learned -
that your family won't always
be there for you. It may seem funny,
but people you aren't related to
can take care of you and love you
and teach you to trust people again.
Families aren't biological.
I've learned -
that no matter how good a friend is,
they're going to hurt you
every once in a while
and you must forgive them for that.
I've learned -
that it isn't always enough
to be forgiven by others.
Sometimes you have to learn
to forgive yourself.
I've learned -
that no matter how bad
your heart is broken
the world doesn't stop for your grief.
I've learned -
that our background and circumstances
may have influenced who we are,
but we are responsible for who we become.
I've learned -
that just because two people argue,
it doesn't mean they don't love each other
And just because they don't argue,
it doesn't mean they do.
I've learned -
that sometimes you have to put
the individual ahead of their actions.
I've learned -
that we don't have to change friends
if we understand that friends change.
I've learned -
that two people can look
at the exact same thing
and see something totally different.
I've learned -
that there are many ways of falling
and staying in love.
I've learned -
that no matter the consequences,
those who are honest with themselves
get farther in life.
I've learned -
that your life can be changed
in a matter of hours
by people who don't even know you.
I've learned -
that even when you think
you have no more to give,
when a friend cries out to you,
you will find the strength to help.
I've learned -
that writing, as well as talking,
can ease emotional pains.
I've learned -
that the paradigm we live in
is not all that is offered to us.
I've learned -
that credentials on the wall
do not make you a decent human being.
I've learned -
that the people you care most about in life
are taken from you too soon.
I've learned -
that although the word "love"
can have many different meanings,
it loses value when overly used.
that it's hard to determine
where to draw the line
between being nice and
not hurting people's feelings
and standing up for what you believe.
10 Şubat 2009 Salı
Rastgele konularda rastgele düşünceler
Sabah 08.40 derslerim olduğunda genellikle 07.45 gibi okulda olurum. Hiç bir zaman geç kalanları sevmedim, sevmem de. Geç kalma riskini göze almam hiç bir konuda. Geç kalmaktansa erken gelmeyi tercih ederim. Bu yüzdendir ki bir sınavın başlamasına bir saat kala milleti sınıfa gitmek üzere taciz etmeye başlarım.Mozart'a da genellikle ilk gelenlerden olurum. Her yer boş olur. Klasik menüm olan açma ve çayımı alıp dışarıdaki ilk masaya otururum. Bu da muhtemelen okul içinde nadir huzurlu olduğum anlardan biridir. Kimse rahatsız edemez, moral bozamaz, karışamaz. Elemanlarla muhabbet falan derken Mozart dolmaya başlar. En başlarda tek tük olan dolu yerlerden sonra sınıfa doğru yola çıkarken ağzına kadar dolmuş olur. Yalnız oturmak pek dert olmasa da bu kalabalığın arasında tek kalmak da hiç ama hiç hoşuma gitmez.
Eh bu zevkin de külfeti erken kalkmak. Saat 7'de kalkmak bir işkence, gün boyu aşağı yukarı 5-6 saat uykuyla idare edemediğim için de çoğu kişi benim yüzümü değil sıradaki saçlarımı görür. Dersler ninni gibi gelir böyle durumlarda.
Bu da okulla ilgili ender güzel anılarımdan, bir kaç ay sonra son bulmasını dilediğim.
İnsan gelecekten bir şeyler beklemek zorunda, yarından, 3 gün sonrasından, gelecek haftadan, gelecek aydan ve gelecek yıldan. Eğer günlük mutluluklar dayanma gücü vermiyorsa çoğu insanın bunlara ihtiyacı var. Tıpkı benim gibi. Her şeyin iyi olacağını ummasam kimbilir neler yapardım.
Bazen her şey süper olacak diye yalan söylüyorum kendime, bir günü daha sağ salim atlatabilmek için. Hem yalanlar da gerçek olabilir ki?(Beslenir ki bu!)
9 Şubat 2009 Pazartesi
Finish Me.
Yani deseler şu hayatta 20 yıl boyunca ne öğrendin diye, cevabım hiç bir şey öğrenmedim kardeşim olurdu. Öğrenmiyorum ulan. Kendi bildiğimi yapacağım.
Yine de bazı şeyler var ki genelde bir sistem çerçevesinde. Fark ettim ki her şeyin bir zamanı, yeri var. Sabır kesinlikle en önemli erdemlerden biri. Amaca bir anda ulaşmaya çalışmaktansa uğraşmak, adımını sağlam atmak ve yavaşça ilerlemek kesinlikle daha iyi sonuç doğuruyor. Ha benim hayatımda hiç buna örnek oldu mu? Olmadı. Senikinde olacak mı? Belki ama pek sanmıyorum. Yine de anlık tepkilerden ziyade ölçüp tartmak en iyisi. Belki bunu yavaş yavaş öğrenmeye başlarım. Bunu da pek sanmıyorum gerçi.
Zaman geçiyor, herkes bir şeyler peşinde, bense hâlâ kendimi arıyorum. Bırak bir kaç yıl sonrasını, bir hafta sonra nerede olacağımı bile kestiremiyorum. Belki de en güzeli budur. Bilinmez.
Uyku vs Okul
Şimdi uykuyla ilgili şöyle bir problem var: Başlaması ve bitirmesi zor.
Yatağa kafamı koyduğumda yüzlerce problemle yüzleşip uyumaya çalışmak zor. Uyuyup gerçek dünyada uzaklaşıp rüyada daha beteriyle karşılaşmak da hiç de düşük bir ihtimal değil. Bu yatağa girmektense ölümüne yorgun kalmayı daha mantıklı kılıyor.
Uyanıp yataktan kalkmak ise ayrı bir dert. Problemleri hatırlamadığınız bir dünyadan yeniden problem çözmek zorunda olduğunuz yere dönmek gibi. Sımsıcacık yorganın altından çıkıp soğuğun içine girmek mantıksız.
Yarın okulun ilk günü. Bu demek oluyor ki son bir dönem için bu döngüyü tekrarlayacağım. Sonrası için ise ufukta bir şey gözükmüyor. Belki sonsuza kadar bırakırım bu kısır döngüyü, kaçar giderim.(Keşke!)
Everybody, sleep in peace.
7 Şubat 2009 Cumartesi
How To Lose Friends and Alienate People
Bugün çocukluğumun geçtiği eve gitme fırsatım oldu. Aslında hayal meyal hatırlıyorum her şeyi. Anaokuluna orada gitmiştim, ötesi yok gibi. Hatta yeni evde ilkokul 2'deyken olduğumu hatırlıyorum. Arası boşluk.
Çocukluğum boyunca yaşlı insanların etrafındaydım. Çoğunun yaşıyor olması, anlatacaklarının olması gerçekten ilginç. Yaşlıların kişilikleri değişiyormuş, tıpkı benimki gibi. Zamanla yaşı kabullenme, bu dünyada her şeyi sıradanlaştırma ve çekip gitmeye hazırlanıyorlarmış gibi. Ben de çocukluğumdan bu yana ne kadar değiştiğimi fark ettim.
O zamanki problemlerimi özlüyorum. Geleceği düşünmemeyi, çevremdeki kimsenin probleminin olmamasını özlüyorum. Tek derdimin şeker veya dondurma olduğu günler altın çağımmış da haberim yokmuş. Her şey gibi insan bunlar elinden kaybolunca fark ediyor.
Aynı evreyi bir gün ben de tamamlayacağım. Dertsizlik, aşırı dertlilik, sadece dertlilik ve dert etmemek. Sanırım şimdilik ikinci evrendeyim.
Filmin bunlarla alakası ne derseniz, hiç yok. Klasik bir Simon Pegg komedisi. Üstüne Kirsten Dunst ve Megan Fox var. Gillian Anderson bile gözüküyor aralarda. İzlenesi bir komedi filmi. Keşke hayat bu filmler gibi olsaydı.
5 Şubat 2009 Perşembe
"Psikolojim hızla değişti"
Muhtemelen yıllar süren ders kayıt işkencesini son defa çektim bugün. Yorucu, koşuşturmacalı, sıkıcı bir gündü. Özellikle kağıda ad yazdırarak seçmeli dağıtan kaç bölüm var bilmiyorum Bilkent'te. 4 tane add/drop formu, Kevin'in "Almanca,Japonca alıyorum, İspanyolca 1 ve 2'yi drop etmek istiyorum" dediğimde şakınlık dolu ifadesi ve gülüşü, tipi psikopat olmaya uygun hocadan psikoloji almam bu dönem için fazla umut vaat etmese de işlerin yolunda gideceğini umuyorum.
Yazmak zor gelse de bir şekilde bu isteği canlı tutmam lazım, her şeyi unutup kaybediyormuşum gibi.
Ve işte o gaz!
Ve işte o gaz! Hevesle başladığım her şey gibi, yazmak, doldurmak isteği.
Yarın gene uzun bir dönemin başlangıcı. Okul eskisi kadar zevk vermiyor artık. Yapmak istediklerimi yaptığımı zannetmiyorum. Ki tatil boyunca sabaha kadar oturup tüm gün uyumaya o kadar alıştım ki, yeniden sabahları uyanık olmak çok canımı yakacak.
Nedense insanlar uyuyorken ben ayakta olmayı daha çok seviyorum, hoşuma gidiyor. Tüm gün uyumak, hayatın üzüntülerinden, keşmekeşinden, kalabalığından sıyrılmak huzur veriyor.
Uyuyarak kaçıyorum birazcık yaşamaktan.
4 Şubat 2009 Çarşamba
Nasıl anlatsam da başlasam?
Bir şeye başlamak hep zor gelir. İlk adımı atmak. İkinci, üçüncü adımlar daha da zor gelir hep bana. Başladığım çoğu işi bitiremem. Eğer ikinciyi, üçüncüyü atmışsam gerisi gelir hep. Bu yazdıklarımda gelecek mi? Hiç sanmıyorum. En azından denemeye değer. Tabancamdan boşluğa bir kaç kurşun da ben sıkmış olayım.
Uzun süredir içten gülmeyi unutmuştum. 5 yıl aradan sonra "The Office" ile gece kahkahalarla evi inlettim. 5 x 13 kesinlikle yıllardan sonra gelen en iyi bölüm, dizinin de en iyi bölümlerinden biri. Zaten karakterlerin ve esprilerin mükemmel oturtulduğu bu dizide, yazarlar komik bir şeyi ucundan yakaladılar mı kocaman bir şey haline getiriyorlar. Takdi
Bir de iddialı Supernatural var tabi. X-Files'ın veliahtı ama daha bir komiği, daha da güzelleşmiş hali. Jensen Ackles'ın kendine has karizmasından bahsetme gereği bile duymuyorum. Bazen sırf komedi amaçlı bölüm bile çektikleri oluyor yapımcıların. Hakkaten de işlerinin hakkını veriyorlar. Bilimkurguna girmişken Smallville de veda ediyor artık. Zamanı gelmiş ve geçmişti.
İlk yazı böyle diziler üzerine oldu ama bazen gerçeklerden kaçıp başkalarının dünyasına girmek gibisi yok..

