10 Şubat 2009 Salı

Rastgele konularda rastgele düşünceler

Sabah 08.40 derslerim olduğunda genellikle 07.45 gibi okulda olurum. Hiç bir zaman geç kalanları sevmedim, sevmem de. Geç kalma riskini göze almam hiç bir konuda. Geç kalmaktansa erken gelmeyi tercih ederim. Bu yüzdendir ki bir sınavın başlamasına bir saat kala milleti sınıfa gitmek üzere taciz etmeye başlarım.

Mozart'a da genellikle ilk gelenlerden olurum. Her yer boş olur. Klasik menüm olan açma ve çayımı alıp dışarıdaki ilk masaya otururum. Bu da muhtemelen okul içinde nadir huzurlu olduğum anlardan biridir. Kimse rahatsız edemez, moral bozamaz, karışamaz. Elemanlarla muhabbet falan derken Mozart dolmaya başlar. En başlarda tek tük olan dolu yerlerden sonra sınıfa doğru yola çıkarken ağzına kadar dolmuş olur. Yalnız oturmak pek dert olmasa da bu kalabalığın arasında tek kalmak da hiç ama hiç hoşuma gitmez.

Eh bu zevkin de külfeti erken kalkmak. Saat 7'de kalkmak bir işkence, gün boyu aşağı yukarı 5-6 saat uykuyla idare edemediğim için de çoğu kişi benim yüzümü değil sıradaki saçlarımı görür. Dersler ninni gibi gelir böyle durumlarda.

Bu da okulla ilgili ender güzel anılarımdan, bir kaç ay sonra son bulmasını dilediğim.

İnsan gelecekten bir şeyler beklemek zorunda, yarından, 3 gün sonrasından, gelecek haftadan, gelecek aydan ve gelecek yıldan. Eğer günlük mutluluklar dayanma gücü vermiyorsa çoğu insanın bunlara ihtiyacı var. Tıpkı benim gibi. Her şeyin iyi olacağını ummasam kimbilir neler yapardım.

Bazen her şey süper olacak diye yalan söylüyorum kendime, bir günü daha sağ salim atlatabilmek için. Hem yalanlar da gerçek olabilir ki?(Beslenir ki bu!)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder