
Bugün çocukluğumun geçtiği eve gitme fırsatım oldu. Aslında hayal meyal hatırlıyorum her şeyi. Anaokuluna orada gitmiştim, ötesi yok gibi. Hatta yeni evde ilkokul 2'deyken olduğumu hatırlıyorum. Arası boşluk.
Çocukluğum boyunca yaşlı insanların etrafındaydım. Çoğunun yaşıyor olması, anlatacaklarının olması gerçekten ilginç. Yaşlıların kişilikleri değişiyormuş, tıpkı benimki gibi. Zamanla yaşı kabullenme, bu dünyada her şeyi sıradanlaştırma ve çekip gitmeye hazırlanıyorlarmış gibi. Ben de çocukluğumdan bu yana ne kadar değiştiğimi fark ettim.
O zamanki problemlerimi özlüyorum. Geleceği düşünmemeyi, çevremdeki kimsenin probleminin olmamasını özlüyorum. Tek derdimin şeker veya dondurma olduğu günler altın çağımmış da haberim yokmuş. Her şey gibi insan bunlar elinden kaybolunca fark ediyor.
Aynı evreyi bir gün ben de tamamlayacağım. Dertsizlik, aşırı dertlilik, sadece dertlilik ve dert etmemek. Sanırım şimdilik ikinci evrendeyim.
Filmin bunlarla alakası ne derseniz, hiç yok. Klasik bir Simon Pegg komedisi. Üstüne Kirsten Dunst ve Megan Fox var. Gillian Anderson bile gözüküyor aralarda. İzlenesi bir komedi filmi. Keşke hayat bu filmler gibi olsaydı.

Gecenin bi yarısı ders çalışmaya çalışırken facede blog açtğnı öğrendim.Merakla 1-2 dakikalık göz gezdirip kapatacağımı düşünerek açtım sayfanı;fakat kendimi satırların arasında kaybolmuş buldum...İlk yaznda yorum yapmayı aklımdan geçirdim neyse diyerek okumaya devam ettim ama her iletinden sonra yazdıklarına,düşüncelerine bir ekleme yapma isteğime birer satır daha eklendi ve kendimi tutamadım:)
YanıtlaSilYazdıkların o kadar içten ve samimi ki insana benim kaygılarımı taşıyan benim gibi gelecekten çekinen ama gene de ayak direyen insanlar da varmış dedirtiyor...Bu iletinde de çocukluğumu,çocukça kaygılarımı,çocuk gözüyle dünyayı algılayşımı ne kadar çok özlediğimi ve şuan içimdeki çocuğa ne kadar ihtiyacım oldğunu düşündüm...Düşündürdüklerin için teşekkürler...